30 Eylül 2010 Perşembe

Hamilton Umudunu Hala Koruyor.



It's your third non-finish in four races - is that starting to get to you?
"No. On Sunday night, I was obviously exceptionally disappointed - it's always difficult to get your head around things when you've just retired from a grand prix - and it takes time to come to terms with that. Clearly, it's not been a good run of results, but I don't look at those races and think what might have been, or what additional points I might have if I'd finished. There's no point. You just need to look at the situation facing you, and work your hardest to do your best.
"So I don't look at my retirements in Spain, or Hungary, or in the last two races as what's been lost. I'm just looking ahead at the next four races - I haven't won at any of those tracks, so I'll be even more motivated than ever to make amends for that."

Lewis Hamilton

Lewis Hamilton son 4 yarışta hala umudunun olduğunu söylüyor.Ama görünen köy kılavuz istemez.Her ne kadar şampiyona liderinin 20 puan arkasında olsa da, 1 yarışlık fark olsa da kalan 4 yarışta Hamilton'un kariyerinde zaferinin olmaması işleri daha da zorlaştırıyor.Zaten Singapur Gp sonrası yazıdğım yazıda da Hamilton'un şansının kalmadığını söylemiştim.Çünkü kalan dört yarış Ferrari ve Redbull'u ön plana çıkarıyor.Kalan 4 yarışın Mclaren'e uymaması ve Hamilton bu yarışlarda hiç kazanamamış olması söylediklerinin  motive amaçlı olduğu düşünülebilir.

Yarışı Tamamlamak Önemli



"Sezonun son yarışı olan Fransa'nın Magny Cors Pisti'ndeki 13. ayak koşusu, Pazar günü yapılacak. Şu an şampiyonluğun en güçlü adayı benim. Ancak motosiklet sporunda sonucun ne olacağı belli olmuyor. Her an yarış dışı da kalabilirsiniz. Laverty ile İtalya yarışında başa baş bir mücadele yaptık. Bitime kısa mesafe kala bana çarptı ve birlikte düştük. Bunu kasıtlı yaptığını düşünmüyorum. Fakat yapılmaması gereken bir yerde hamle yaptı. Yine de yarışı kendisinden önde bitirmeyi başardım.Fransa'da ilk 6'ya girdiğim takdirde dünya şampiyonu olacağım. Ancak motosiklette önemli olan yarışı tamamlayabilmek. Geride kalan yarışlarda Laverty ile mücadele içinde olduk. Fransa'da ise 6. bile olmam bana şampiyonluğu getirecek. Bu nedenle de kendimi riske etmeyeceğim ve motosikletin üzerinde kalarak yarışı tamamlamaya çalışacağım. Çünkü Laverty ile kapışmaya girme gibi bir lüksüm yok. Bu büyük bir hata olur. Fransa'da liderlik için yarışmayacağım."

Kenan Sofuoğlu

Açaydım Kollarımı Gitme Diyeydim



"Takımın büyük kısmı hâlâ bizimle birlikte. Ancak bir liderin eksikliğini çekiyoruz. Mesut Özil buradayken bizi organize ediyordu. Baskı altındayken topu ona veriyorduk ve bir şekilde pozisyona giriyorduk. Şimdi ise hem bir liderden yoksun olmamız hem de sakat oyuncularımızın çok olması bizi zorluyor. Bu süreçte taraftarlarımıza çok şey borçluyuz. Bize olan desteklerini esirgemedikleri için onlara teşekkür ediyorum."


Hugo Almeida

Ibra'da Değişen Birşey Yok



"Burada Zlatan'ın mutlu olduğunu gördükçe ben de rahatlıyorum. Takımına müthiş bir katkı yapıyor ve buraya geldiği günden beri büyük bir mutluluğun içinde. Burada mutluluğu yeniden keşfettiğini söyleyebilirim. Şu anda formunun zirvesinde ve bunu sürdürmek için elinden geleni yapıyor. Başarılı olacağına inanıyorum."


Mina Raiola(İbra'nın menajeri)


Açıkcası bu sözlere çok da inanmadım.Çünkü İbra her gittiği takımda mutluluk tabloları sergiliyor.Daha sonra takımı ligden düştü mü çeker gider, Mourinho'nun takımdan gönderilmesinden sonra ben artık Avrupa'da şampiyon olmak istiyorum diyerek başka takıma gider, daha sonra da kendisinin uyum sağlayamadığı takımın teknik adamını eleştirerek başka takıma gider.İbra böyle bir futbolcu.Menajeri demiş ki İbra formda ve bunu sürdürebilmek için elinden geleni yapıyor.Aslında yapmasına gerek yok.Çünkü İtalyan futbolu egoist bir oyuncu için tam ideal.Milan forvet oyuncusu bakımından sıkıntı yaşıyordu.Inzaghi oynuyordu geçen seneye kadar.O yüzden İbra onlara ilaç gibi geldi.Yoksa İbra küllerinden doğarak inanılmaz işler başarmadı.Topu İbra'ya atıyorlar, İbra da işi bitiriyor.Dediğim gibi fazla birşey yapmasına gerek yok.Aynı bencillikte devam ettiği sürece goller atmaya devam eder.



29 Eylül 2010 Çarşamba

Kim Ne Dedi Dedi

Doğrusu da Bu





"Yarınki maçta Valencia maçında oynadığımız Ajax tipi formayla oynayacağız. Biz futbolun içinde futbolun bize izin verdiği sertliği sonuna kadar kullanıyoruz. Ancak bunun yanında rakibi gereksiz yere tahrik etmenin, atmosferi gergin hale getirmenin futbola bir katkısının olmadığına inanıyoruz. Kaldı ki biz geçen sezon şampiyon olurken Fair-Play Ligi'nde de şampiyon olduk. Celtic tipi formayı kesinlikle giymeyeceğiz."


Ertuğrul Sağlam

Rıza'nın Suçu Ümit Karan


"Efsane Es Es'i yeniden ayağa kaldırdık. Eskişehirspor'un neler yapabileceğini herkese gösterdik. İlk yıl Süper Lig'de kaldık, ikinci yıl ligi üst sıralarda bitirdik. Bu sezon defansa takviye yapmak istedik. Sezon başında Cezayir Milli Takımı'nda oynayan iki stoper istedim. İstediğim adamları alamadık. Defansa Diego ve Sadıgov alındı. Ben izlemeden Diego alındı. Diego da transferin son günü alınan Sadigov da hazır değildi. Defansa istediğimiz takviyeyi yapamadık. Yediğimiz gollerin yüzde 99'u defans hatasından kaynaklandı."


"Maçlarda genelde iyi oynadık. Hiçbir takıma karşı ezik oynamadık. Hep kazanmayı düşündük. İstatistiklere bakılsın. En çok şut atan, orta yapan, hücum yapan biziz. Sezon başından beri şanssızlık yaşadık. Oyunu skora yansıtamadık. Böyle olunca iki başarılı yıl hemen unutuldu. Golleri ben kaçırdım, golleri ben yedim. İyi orta yapamadım, defansta iyi duramadım. Hücuma iyi çıkamadım, iyi paslar veremedim. Rıza'nın suçu ne? Ben anlamadım."


"O malum arkadaşlara 'kimse kulüpten üstün değil' dedim. Bazıları takım için canla başla çalışan, disiplinli oyuncular yerine takım içinde huzursuzluk yaratan oyuncuları alkışladı. Sezon başında kadro dışı bıraktığımız Ümit Karan'ın bazı futbolcuları arayarak 'iyi oynamayın, Rıza hoca gitsin, ben tekrar geleceğim' dediğini duydum. Ümit'e 'Böyle şeyler yapma. Yanlış işlerle uğraşma' dedim."


"Geride kalan 6 hafta beni çok yordu. Öte yandan bu 6 hafta beni çok hırslandırdı. Teknik direktörlüğe yeni başlamış gibiyim. Eskişehirspor'dan böyle gitmeyi hak etmedim. Süper Lig'de daha iyi, daha pahalı kadrolar var. Onların durumları da istedikleri gibi değil ama herkes hocasına sahip çıkıyor."


Rıza Çalımbay

Kenan Sofuoplu İçin Moto2 Şansı


Kenan Sofuoğlu başarılı bir sezonu tamamlarken Moto2'den bir teklif aldı.Bir kaza sonucu ölen Japon sporcu Shoya Tomizawa'nın yerine 2 yarışta yarışacak.Kenan bunu kendisini denemek için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyor.Sezon sonunda Moto2'de yarışmak istediğini dile getirmişti.Bu 2 yarışlık denemeden sonra belki Kenan Moto2'de yoluna devam eder.

"Benim yarışım haftaya bitiyor. Moto2'de hangi durumda olduğumu görmek istiyorum. Tomizawa'nın takımından talep geldi. Tomizawa'nın yerine Moto2'nin son iki ayak koşusunda yarışacağım. Böylece kendimi de görmüş olacağım."

Kenan Sofuoğlu

2002'den Bu Yana Kocaelispor'a Ne Oldu?







Yukarıdaki belge Kocaelispor'un geldiği son noktayı gösteriyor.Fırsat buldukça maçlarına gittiğim, Türkiye Kupası'nı kazanırken statta desteklediğim takım şu anda haketmediği bir noktada.Koskoca sanayi bölgesinde bu takıma sahip çıkacak kimse yok.Bu saatten sonra da olacağını düşünmüyorum.Olan benim gibi taraftarlara olacak.Son iki senede elimden geldiğince birşeyler yapmaya çalıştım ama bir taraftar olarak nereye kadar destek olabilrim ki?Bir Kocaelili olarak içim kan ağlarken para babaları koltuklarına rahatça otursunlar.Hakikaten yazık.Köklü bir klüp gözümüzün önünde eriyip gidecek.Aşağıdaki yazı Kocaelispor tarihini çok güzel özetleyen bir yazı olduğundan bir yere kaydetmiştim.Çünkü birgün Kocaelispor'un başına böyle birşey geleceği belliydi.Yazı Ege Görgün'e ait.Kendisine birkez daha teşekkür etmek istiyorum.Eline sağlık.


Binlerce cana mal olan 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi sonrası Kocaeli yalnızca dıştan görünebilen hasarlardan değil, derinden yürüyüp gittikçe ağırlaşan psikolojik ve maddi travmalardan da muzdaripti. Yine de bu zor dönemde dahi Kocaelispor ligde tutunmayı başarıyordu. Bu direnişteki büyük pay maddi manevi hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, kente gönül borcunu bu şekilde ödeyen bazı futbolculardı. Bazılarıysa ardına bakmadan kaçmışlardı kentten. Direniş çok uzun sürmedi, Kocaelispor 2002-2003 sezonu sonunda küme düştü. Körfez’in bir alt kümedeki sürgünü tam beş sezon sürecekti.

Tarih: 11 Mayıs 2008
Yer: İzmir Alsancak Stadı

Kocaelispor sezonun gol kralı Taner Gülleri’nin attığı golle deplasmanda Altay’ı 1-0 yendi. Bu galibiyet Kocaelipor’un Bank Asya 1. Lig Şampiyonu olduğunu ve gelecek sezon Süper Lig’de mücadele edeceği anlamına geliyordu. Üç büyüklerin ev sevmediği deplasmanlardan biri yeniden fikstürlerde boy gösterecekti. Kocaelispor’un en kötü dönemlerinde bile İstanbul takımlarını çelmelemeyi başarmasına sahne olan o mütevazı sahası, İzmit İsmet Paşa Stadı bir kez daha Süper lig takımlarını ağırlamaya başlayacaktı.

Tarih: 11 Mayıs 1980
Yer: İzmit İsmet Paşa Stadı

“İçinden tren geçen şehir” İzmit’in her yanı yeşil-siyah bayraklarla bezenmiş. Çünkü bugün Kocaelispor ikinci ligdeki son maçına çıkıyor. En yakın rakibine 9 puan fark yapan Körfez ta üç hafta önceden garantilemiş şampiyonluğunu; Sarıyer maçında da şampiyonluk turunu atmış bile... Üstelik federasyonun verdiği saha kapatma, hatta hükmen mağlubiyet cezalarına rağmen... Onun için yeşil-siyahlıların Vefa ile oynayacağı bu son maç yalnızca bir formalite karşılaşması artık. Öyle ki Vefa maça “Kocaelispor’a 1. Lig’de Başarılar Dileriz” döviziyle çıkıyor sahaya.

Şampiyonluğu garanti Kocaelispor’un aklı seneye top koşturacağı 1. Lig’de anlaşılan. Çünkü ne gol atmaya niyetleri var, ne de galip gelmeye. Seyirci devreye giriyor hemen. Şımarmaya hacet yok. Islıklarla takımı kışkırtıyorlar. Plan işe yarıyor. İkinci yarı oyuna giren Mustafa’nın 75, Ceyhun’un 89’uncu dakikada attığı gollerle Körfez 2. Lig’e galibiyetle veda ediyor. Bu unutulmaz tabloda yer alan futbolcular ise kaleci Baha, Zeki, Kamil, Kaptan Mahir Danabay, Gürbey, Nuri, Ahmet, Kamuran, Orhan, Baturman, Mustafa, Ceyhun ve bugünün popüler teknik adamı Güvenç Kurtar...

Tarih: 30 Mayıs 1982
Yer: İzmit İsmet Paşa Stadı

Yedi yaşındaki çocuk babasıyla ilk maçına gidiyor. Futbolla pek ilgisi yok, o daha çok bir televizyon çocuğu. Kocaelispor’la da ilgisi hiç yok. Dedik ya, o televizyon çocuğu. Ama çocuk bu maçı hiç unutmuyor. Babasıyla gittiği için mi, futbolu görür görmez aralarında bir yıldırım aşkı doğduğu için mi, yoksa her ikisi birden mi o da bilmiyor. Ama son derece sessiz sakin, munis bir adam olan babasının maç sırasında nasıl değişip futbolculara sövüp saydığını iyi hatırlıyor. Babası hiçbir zaman, hiçbir konuda fanatik olabilecek biri değil oysa ki. “Ben maça deşarz olmak için geliyorum!” diyor bir gün de, durum anlaşılıyor. Adamcağızın maçları aynı zaman da terapi maksatlı takip edilor. Yine de Kocaelispor’dan başka takım tutmuyor babası, ki bu ikinci takım olarak bir İstanbul takımı tutmanın pek bir revaçta olduğu küçük kentlerde kıymeti harbiyesi olan bir özellik. Oğlu da büyüyünce babası gibi oluyor.

Kocaelispor’un rakibi Diyarbakırspor. Kayıtlara göre tribünlerdeki seyirci sayısı 2616. Belki beşyüz tane de beleşçi vardır, bir sürü de birinin çocuğuymuş gibi yapıp içeri girmiş velet. Toplanan hasılat 604.700 lira.



Herkesin gözü Kocaelispor’un tek milli futbolcusunun üstünde. İzmit’in köylerinden birinde doğup büyümüş, güçlü fiziği ile dikkati çeken bu sarışın defans oyuncusunun adı Yusuf Altıntaş. Yusuf’un ağabeyi Yaşar da takımda. Yusuf gelecekte Galatasaray’ın sembol futbolcularından, Yaşar ise ligin iyi sol açıklarından biri olacak. Solbek Murat Vatansever, maçta bir de gol atacak olan ortasaha oyuncusu İbriç ve kaleci Erhan da Kocaelispor tarihinin unutulmaz simaları olarak hatırlanacaklar. Büyük kaptan Mahir’i ilk kez bu maçta gören çocuk, çok yakın bir gelecekte işadamı olan babası sayesinde katıldığı bir kutlamada Mahir’le yan yana fotoğraf çektirme şerefine nail olacak. Ve o fotoğraf hayatının geri kalan albümünde hep albümünde yer alacak.

Erhan – Gürbey (Zeki), Mahir, Yusuf, K. Murat – Baturman (Orhan), Turgay, Mustafa – B. Murat, İbriç, Yaşar şeklinde çıkıyor sahaya Kocaelispor. Devir 4-3-3 devri. Devir soyadlar yerine ismin başına büyük-küçük ibarelerinin koyulduğu bir devir. Yağmur sonrası gölcüklerle dolup çamur deryasına dönüşen sahadan 4-0 galip ayrılıyor Kocaelispor. Ertesi gün yerel gazetedeki maç yorumlarına bakan çocuk, bir tek Büyük Murat’ın dört yıldız aldığını görüyor. Üç gol birden atıp hat trick yapan bir futbolcuya az bile. Beşiktaşlı Ziya tarzı uçan kafalar attığı için Büyük Murat maç sonunda çamurdan bir adama dönüşüyor. Ne yüzü ne de forması seçilebiliyor. Ama çocuk onun sayesinde futbolun ne meşakatli bir iş olduğunu ve sahada mücadele etmenin önemini kavrıyor.

Çocuğun futbolu ve Kocaelispor’u sevmesi için bu bir maç yetiyor işte. Yıllarca orta sıralarda dolaşmasına rağmen takıma desteğini hiç kesmiyor. Ve bir gün geliyor, bu desteğinin semeresini görüyor. Çünkü Kocaelispor kendisine çok uzak görünen kupalara uzanıyor, ligde hayli iyi yerlere geliyor, hatta haftalarca liderlik koltuğuna ambargo koyuyor.

O çocuk bugün 36 yaşında ve bu satırları yazıyor. Yazarken 16 yaşında tutmaya başladığı Kocaelispor defterinden faydalanarak tazelemeye çalışıyor anılarını. Cafer Zorlu’nun bir karikatürü var o defterde. Fenerbahçe ve Galatasaray’ı temsil eden iki tane çıplak hatun. İkisinin de poposunda yedikleri şaplaktan dolayı çıkmış bir el izi var. KOCA-ELİ yazıyor karikatürün altında. Üstte ise şu satırlar: “Kocaelispor Fener’den sonra G.Saray’a da son dakika şoku yarattı.” Kastettiği Fenerbahçe maçı 1985-86 sezonunda oynanan ve kaleci Yaşar’ın, namı diğer Kova Yaşar’ın Bülent Baturman’ın son dakikada yaklaşık kırk metreden vurduğu topu önce tutup sonra da kalenin içine bıraktığı meşhurrrr maç. En azından İzmit’te çok meşhur. İstanbul’daki Galatasaray maçında ise bu kez Muharrem’in yaptığı orta stoper Raşit’e çarpıp gol oluyordu. Ki o Raşit 1977-78 sezonunda 2. Lig’de Kocaelispor’un gol kralıydı.

Kocaelispor’un Sefa Sirmen öncesi 1. Lig Serüveni

Takımı çıkaran oyuncularla yola devam eden Kocaelispor 1980-1981 sezonunda on altı takımlı ligi sekizinci sırada tamamlıyordu. O sezonun akılda kalıcı başarısı ise Körfez7in Trabzonspor'un kendi evindeki yedi yıllık yenilmezliğine son vermesiydi. Ligdeki ilk maçını Mersin İdman Yurdu’na kaybeden Körfez, galibiyetle ancak sezonun üçüncü maçında, deplasmanda Eskişehir karşısında tanışıyordu. Lige yeni yükselmiş ve neredeyse hiç transfer yapmamış bir takım için ilk sezonunda sekizincilik azımsanmayacak bir başarıydı.

Körfez ikinci senesinde iki basamak gerileyerek on yedi takım arasında onuncu oluyordu. 1982-83 sezonunda ise artık ligde on sekiz takım vardı ve lig bittiğinde Körfez dokuzuncuydu. 1983-84 sezonunda da aynı nakarat terennüm ediliyor ve lig sekizinci olarak bitiriliyordu. 1984-85 sezonunda işler biraz değişiyordu. Yusuf’u Galatasaray’a veren Kocaelispor bu takımdan Hollanda liginde Cruyff’la karşılıklı top oynamış bir ortasaha oyuncusu olan ve Total futbolu iyi bilen Ahmet Keloğlu’yla, ligin kemik defans oyuncularından Ali Çoban’ı alıyordu. Bu iki oyuncuya özellikle genç takımdan yetişen santrafor Haluk’un, sonra da Baturman, İbriç ve Yaşar’ın müthiş formu da eklenince Körfez lige fırtına gibi giriyordu. İlk yarı ilk üç için mücadele eden yeşil-siyahlılar biraz hakemlerin, biraz kendi kabahatiyle sezonun sonuna doğru hız kesiyor ve ligi ancak yedinci tamamlayabiliyordu. Bu başarı da şüphesiz futbolculuktan gelmeyen teknik adamların en büyük temsilcisi teknik direktör Şener Dal’ın da katkısı büyüktü.

Ardından Kocaelispor’un düşüşü başladı. Ertesi sezon ligi on dördüncü bitiren Körfez, bir sonraki sezon (1986-87) küme düşüyordu. Belki de takımın kendini toparlaması için en hayırlı olan da bu olacaktı. Fakat ülkeyi etkisi altına alan seçim rüzgarları siyasi menfaatleri futbola yönlendirmişti. 1987-1988 sezonuna 2.Lig'de başlayan Bursaspor ve Kocaelispor yeni sezonun iki haftası çoktan oynanmasına rağmen dönemin başbakanı Turgut Özal'ın isteği ve idari mahkemenin kararıyla tekrar 1.Lig'e alındılar. 1987-1988 sezonunda bu takımların oynadığı maçlar geçersiz sayıldı, fikstür yeniden düzenlendi ve lige devam edildi. Apar topar 1. Lig’e yükseltilen Kocaelispor, 2. Lig için kurulmuş mütevazının da altında bir kadroya sahipti. Bu yüzden üst üste alınan başarısız sonuçlar kimse için sürpriz olmadı. Ara transferde takıma yeni futbolcular monte edildi edilmesine ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti sanki. Yeni transferlerden bir tanesi vardı ki kısa sürede ligimizin unutulmayan santrforlarından biri haline gelecekti.

Kocaelispor’un parasızlık içinde kıvrandığı bir dönemdi. Bu yüzden Alman bölgesel liglerinden oyuncular alınabildi ancak. Bunlardan bir tanesi gerçek mesleği kasaplık olan Engelbert Buschman’dı. Dokuzuncu hafta forma giymeye başlayan Buschman ilk yarı bittiğinde 8 gol kaydetmişti bile. Arkadaşları tarafından “Buşi” diye çağırılan bu güçlü fizikli golcünün bir diğer sansasyonel başarısı da ilk yarıda üç büyük İstanbul takımına da gol atmasıydı. Ama Kocaelispor’un Buşi’nin golleri bile kurtaramayacaktı. Kocaelispor iki sezon üst üste birinci ligden düşen takım olarak lig tarihine geçiyordu. Düşerken bile numarasını yapmış, kendini hatırlatacak bir not düşmeyi başarmıştı tarihe Körfez.

Sefa Sirmen’li Kocaelispor

1988-89, 1989-90 sezonlarını 2. Lig’de geçiren ve bu süreyi ehveni şer şeklinde geçiştiren Kocaelispor üçüncü sezonunda (1990-91) 1. Lig’e yeniden yükselmeyi başardı. Üstüne üstlük bir 2. lig takımı olarak Türkiye Kupası’nda yarı finale kadar gelebildi. Bu takımda dikkat çeken ve Kocaelispor’un “tüm zamanların en iyisi” denebilecek kadrosunda yer alacak oyuncular vardı. Şekerspor’dan alınan Bülent Uygun bunlardan biriydi. Bülent Uygun Kocaelispor’un en güzel dönemlerinde forma giyme şansını buldu. Dört sene boyunca çok iyi futbolcularla aynı takımda yer alıp, önemli başarılara imza attı. Bülent Uygun’un ismi Kocaelispor Dreamteam’in oyuncularından biri olarak yeşil-siyahlı taraftarların kalbine kazındı. Benzer bir diğer oyuncu ise Kocaelispor’dan sonra Bursaspor ve Fenerbahçe’de başarıyla forma giyecek olan Tuncay Akgün’dü. Tuncay ligimizin oyunu iki yönlü oynayabilen ilk ortasaha oyuncularından biriydi. Golcü Ergun ve solbek Halil İbrahim de bu takımda parlayan genç yeteneklerdi. Takımın tecrübe eksiğini gidermek içinse Ziya Doğan ve liglerimizin o zamanlardaki Ceyhun Eriş’i, Mahmut Aydın vardı.



1992-93 Kocaelispor efsanesinin doğduğu yıl oldu. Başkan Sefa Sirmen ve teknik direktör Güvenç Kurtar’ın kumandasındaki Kocaelispor lige damgasına vuracaktı. Takımın her mevkisinde olağanüstü nitelikleri olan futbolcular vardı. Ali Şen’in tavsiyesiyle alınan Ömeroviç kalede, Mirkoviç sahanı her yerinde ve Kuzmanovski ise liberoda ligin en iyi yabancıları olarak ilan edilmeyi hak eden performanslar ortaya koyuyorlardı. Yeni transfer Saffet Sancaklı ve Ergun forvette süper bir ikili oluşturmuşlar, her maç bütün rakip defanslarını üstüne kabus gibi çöker olmuşlardı. Bülent ve Tuncay ise artık tartışmasız ligin en iyi ortasaha oyuncularındandılar artık. Melih Gürbüztürk de güçlü fiziğiyle bu ikiliyi tamamlıyordu. O dönemde Kurtar’ın her maç şans verdiği Sefer Yılmaz’ın alameti farikasını ise bir türlü anlayamıyordu tribündekiler. Sefer ismi her gündeme geldiğinde “Güvenç Hoca’nın alt kat komşusu, ondan giriyormuş takıma” türünden espriler yapılması adetten olmuştu artık.

Şampiyonluk Türküleri

Kocaelispor ilk yarıyı lider olarak tamamladığında artık İzmit’te herkes açık açık şampiyonluktan söz etmeye başlamıştır. Başkan Sefa Sirmen de hedeflerinin şampiyonluk olduğunu söylemektedir. (Hoş, Sirmen Kocaelispor’un küme düşeceği 2002-2003 sezonunun başında da diyecektir bunu. Takım küme düşünce de ceketi alıp gidecektir. Kocaelispor’a onca yıllık hizmetindeki en büyük lekesi de bu olacaktır zaten.)

Takım gerçekten de kendilerini şampiyonluğa götürebilecek bir ritim ve ruh yakalamıştır. Üstelik bu sezon ligimizde şampiyonluğa koşmuş olan Sivasspor gibi maddi sorunları da yoktur kulübün. Ama ligin sonuna doğru kayıplar yaşanmaya başlar ve Körfez ligi Fenerbahçe’nin üstünde dördüncü bitirir. Neden böyle olmuştur, onu da Bülent Uygun yıllar sonra Sivasspor’un hocası olarak açıklar bunun nedenini: “İstanbul takımları istiyor sizi, ikinci yarıda fazla zorlarsan kendini sakatlanırsın gidemezsin, dediler bize. Başta ben olmak üzere konsantrasyonumuz bozuldu.”

TÜRKİYE 1.LİGİ 1992-1993 SEZONU

1 Galatasaray 30 20 6 4 74 21 +53 66

2 Beşiktaş 30 19 9 2 68 23 +45 66

3 Trabzonspor 30 17 9 4 57 27 +30 60

4 Kocaelispor 30 17 8 5 56 30 +26 59

5 Fenerbahçe 30 18 4 8 75 41 +34 58

6 Bursaspor 30 12 6 12 42 42 0 42

Ertesi sezon (1993-94) Bülent Uygun gider, Beşiktaşla özdeşleşmiş Turan Uzun ve Zeki Önatlı gibi oyuncular gelir. Aşı tam tutmaz, Saftig’li (sonrasında Güvenç Kurtar’lı) Kocaelispor diğer oyuncularını muhafaza etmesine rağmen ligi ancak altıncı bitirir.

1994-95 sezonuna Mustafa Denizli ile başlayıp büyük sükse yapan Körfez ne yazık ki 7-1’lik Beşiktaş mağlubiyetini de içeren berbat bir sezonun ardından ligi dokuzuncu tamamlar. Neyse ki 1995-96 sezonunda Tayfur Havutçu’lu, Faruk Yiğit’li, Ümit İnal’lı ve John Lesiba Moshoeu’li (Moşe) kadrosuyla kendini yine bulur ve ligi beşincilikle bitirir. Beşiktaş’tan 7-1’in intikamını almayı da ihmal etmez. Kara Kartal’ı İzmit’te 1-0, İstanbul’da ise 5-3’lük skorlarla yenen Körfez, Cim Bom’u da İstanbul’da Saffet’in üç, Kaan Dobra’nın bir golüyle 4-0’la geçerek bir kez daha spor sayfalarının manşetlerine yerleşir.

21.04.1996 İnönü Stadı
Beşiktaş: 3 Kocaelispor: 5
Hakem: Vahap Beyaz

BJK
1. FEVZİ TUNCAY
2. RECEP ÇETİN
3. MUTLU TOPÇU
4. ALİ GÜNÇAR
5. FEHMİ ALPAY ÖZALAN
6. SİNAN DEMİRCİOĞLU (Metin Uzun dk. 26) (Fuat Usta dk. 79)
7. OKTAY DERELİOĞLU
8. RIZA ÇALIMBAY (Sertan dk. 60)
9. MEHMET ÖZDİLEK
10. MUSTAFA ÖZKAN
11. STEFAN KUNTZ

KS
1. ÖMER ALPER BOĞUŞLU
2. MERT MERİÇ
3. TOPRAK KIRTOĞLU (İlhan dk. 55)
4. OSMAN ÇAKIR
5. TURAN UZUN
6. TAYFUR HAVUTÇU
7. FARUK YİĞİT
8. SAFFET SANCAKLI
9. ZEKİ ÖNATLI
10. JOHN LESİBA MOSHOEU
11. KAAN DOBRA

GOLLER: KAAN DOBRA (24.dk), FARUK (45.dk), SAFFET (80.dk), MOSHOEU (48.dk; 76.dk), STEFAN KUNTZ (23.dk; 57.dk) ALPAY (70.dk)

1996-97 sezonunda yedinci olup, önceki seneye nazaran iki sıra gerilemiştir Körfez. Ama bu başarısızlığını kupa finalinde Trabzon’u eleyip Türkiye Kupası’nı müzesine götürerek telafi eder. Trabzon’daki ilk maçta Soner’in eski takımına attığı golle 1-1 berabere kalan Kocaelispor, İzmit’teki ikinci maça Stingaciu – Mirkoviç, Toprak, Osman, Turan – Tayfur, Evren, Zeki, Nuri – Moşe, Faruk onbiriyle, yani son derece dirençli bir onbirle çıkar. Gol maçın sonlarında, 85’inci dakikada Nuri Çolak’ın ayağından gelir. Sonraki oyuncu değişiklikleri yalnızca zamana oynamak amaçlıdır. Erhan Albayrak, Soner Boz, Kaan Dobra golden sonra sırayla girerler oyuna. Muhittin Boşat’ın çaldığı bitiş düdüğü yalnızca karşılaşmanın bittiğini değil, Kocaelispor’un kupa şampiyonu olduğunu ilan eder. Mustafa Denizli’nin milli takımın başına geçmesiyle boşalan teknik adamlık görevine getirilen Holger Osieck Körfez’e kupa kazandıran tek yabancı hoca olarak anılacaktır artık.
1997-1998 sezonunu onuncu olarak bitiren Kocaelispor’un başına ertesi sezon Güvenç Kurtar getirildi. Körfez Kurtar’la 1998-99 sezonunu beşinci bitirmeyi başardı ve İntertoto Kupası’na katılmaya hak kazandı.
Kocaelispor’un son büyük başarısı 2001-2002 sezonunda geldi. Beşiktaş ile Bursa Atatürk Stadı’nda oynanan (Bursaspor taraftarlarının her iki takımla da kanlı bıçaklı olduğu düşünülünce, bu maçın buraya verilmesi şaka gibi bir şey!) Fortis Türkiye Kupası finalinde Kocaelispor sahadan 4-0’lık bir galibiyetle ayrılarak son büyük kupalarını kazanmış oldu. Bir sonraki sezon küme düşecek, halihazırda sıkıntılarla boğuşan ve çok da parlak olmayan bir kadroya sahip Kocaelispor’un böyle bir şeyi başarması inanılır gibi değildi. Ama Hikmet Karaman’ın sahaya sürdüğü onbir inanılmazın da gerçekleştirilebileceğini kanıtlıyordu. Gollerin adı Cihan, Lazarov, Kaan ve Serdar’dı.

Bursa Atatürk Stadı
BJK: 0 Kocaelispor: 4
Hakem: Metin Tokat

KS

77. AHMET ŞAHİN
2. FARUK SARMAN
8. ORHAN AK (Engin Öztonga dk.28)
5. NURİ ÇOLAK
7. KAAN DOBRA
10. ALEKSANDAR YORDANOV ALEKSANDROV (Ayew dk.70)
11. ZDRAVKO IVANOV LAZAROV (Serdar Topraktepe dk. 629
13. AHMET ARSLANER
15. AYMAN MOHAMED ABDELAZİZ
18. CİHAN HASPOLATLI
33. CEM SİNAN VERGÜL

BJK

1. THOMAS MYHRE
3. TAYFUR HAVUTÇU
4. AHMET YILDIRIM
5. RONALDO GUIARO
7. ZOUBAIER BEN M.A. BAYA
10. AHMET DURSUN
17. TAMER TUNA (Sertan dk.78)
18. ERMAN GÜRAÇAR
19. İBRAHİM ÜZÜLMEZ
20. TÜMER METİN (Ümit Bozkurt dk.88)
26. İLHAN MANSIZ

GOLLER: CİHAN (44.dk), LAZAROV (59.dk), KAAN DOBRA (82.dk), SERDAR TOPRAKTEPE (83.dk)

28 Eylül 2010 Salı

Şampiyonlar Ligi 2.hafta Tahminleri&E-H Grupları


Totti Şampiyonlar Ligi kupasını almadan futbolu bırakmayacağını söylemişti.İster hedef koymak deyin isterseniz hayalcilik deyin.Burada önemli olan eğer Totti bu söylediğinde samimiyse kendi sahalarında oynayacakları Cluj maçını kazanmak zorunda.En azından kazanmak adına birşeyler yapmalı.Diğer yandan Cluj   yenilmeden dönerse evine gruptan çıkma adına şansını arttıracaktır.Benim tahminim Totti sözünün arkasında durur:1

Grubun diğer maçında Basel Bayern'i ağırlayacak.Bayern haftasonu Mainz'e yenilerek İsviçre'ye geliyor.Bayern önemli oyuncularının sakatlık yaşamalarından dolayı Basel puan alabilir diyorum.Tahminim:0 veya 2

Chelsea haftasonuna kadar hiç zorlanmadan yoluna devam ediyordu.Manchester City biraz da Mancini'nin İtalyan futbolu oynatmasıyla Chelsea'yi yendi.Chelsea'nin şimdiki rakibi Marsilya.Marsilya Fransa'daki her büyük takım gibi topallaya topallaya ligde devam ediyor.İngiltere işleri gerçekten çok zor.Fromda hücum hattıyla Chelsea rahat geçer.Tahminim:1

Grudun diğer maçında Spartak Moskova Zilina'yı evine eli boş gönderir.Tahminim:1


G grubun beklenen bir diğer maç da Ajax-Milan.İbrahimovic eski takımına karşı bakalım neler yapacak.Milan'ı oldum olası sevmemişimdir.Herkesin de dikaat çektiği yaş ortalamasından dolayı.Ama bu sene Robinho ve Ibra transferleri ile yaşlı kadro sıfatı yerine etkili hücum hattı sıfatını kazandılar.Ajax ise bilidiğimiz Ajax.Her maçı gollü oluyor.Yiyor, atıyor, kazanıyor.Bu maçta Milan hakiki İtalyan gibi oynarsa kontra ataklardan gol bulabilir.Tabiki Milan savunmadayken Ajax da gol bulabilir.Ben açıkcası gollü bir maç bekliyorum.Tahminim mutlaka kazanan olur diyorum:1 veya 2.

Hücum hattındaki formsuzluk nedeniyle sıkıntı yaşayan Real Madrid deplasmanda Auxerre ile karşılaşacak.Eğer Real Madrid gol yollarında başarılı olamazsa en azından beraberlik ile döner diyorum.Tahminim:2 veya 0



H grubunda Shakhtar ve Arsenal deplasmanda oynasalar bile kazanacaklarını düşünüyorum.Gerçi Braga puan alabilir.

Normal Ama Giden Gitti



"Bu kaza sonrası Mark'ı da Lewis'i de suçlayamam. Bu normal bir motor sporları kazasıydı. Lewis risk alarak atak yaptı ama başarılı olamadı. Olaydan Mark şanslı bir biçimde ayrıldı hepsi bu. Motor sporlarında böyle şeyler olması normal."

Martin Whitmarsh

İyi de Whitmarsh kaza yapa yapa şampiyonluk yarışından uzaklaşıyor.Singapur'da bana göre Hamilton aceleci davrandı ve kazadan kaçınabilirdi.Önümüzdeki yarışlara bakıcaz tarzı açıklama Mclaren'de bazı şeyleri anlatıyor.Belki de onlar da farkındalar bazı şeylerin kayıp gittiğinin.

Alonso İddaalı



"Şampiyonanın şu noktasında formumun zirvesindeyim. Yüzde yüz motive  ve konsantre olmuş durumdayım. Bu başka sporlarlara kıyasla çok uzun süren, 9 aylık bir şampiyona. Her yarış veya her ay aynı derce formda olamıyorunuz. İnişler ve çıkışlar yaşanıyor. Öceki yıllarda bazen eylül ayında yorulmuş olurdum. Ama, bu yıl farklı. şampiyona yeni başlıyormuş gibi hissediyorum."

Fernando Alonso

Analar Hep Hagi doğursun



Mehmet Topal iki ayda sıradan bir ön liberodan bir orta saha oyuncusuna dönüştü.
Hem de dünyanın en parlak iki liginden birinin liderinde ilk 11’de yer bularak.
Halbuki Topal bizim için tartışmalı bir oyuncu. Eksik kaldığını düşündüğümüz, sıradan gördüğümüz, eleştirdiğimiz futbolculardan. 2008 Avrupa Şampiyonası’ndan bu yana birçok kulüp tarafından takip ediliyor. Everton onu alamadığı için bizim anlata anlata bitiremediğimiz Fellaini’yi kadrosuna kattı. Ve şimdi Topal, müzesinde son 10 yılda iki kez finalde kaybettikleri 1 numaralı kupa hariç hemen her şey bulunan bir futbol geleneğinde.
Topal bana başka bir ismi hatırlatıyor. Sürekli yan pas, geri pas yapıyor artık futbolu bırakmalı dediğimiz Tugay Kerimoğlu’nu.
Hatırlarsınız bizim bunları söylememizin üzerinden 10 yıl geçmişti. Ve Blackburn taraftarı ‘Bırakmasın daha oynamalı’ diyordu.
Dünyanın en parlak diğer liginin az sayıdaki şampiyonlarından birinde kariyerini kahramanlar gibi tamamladı o da.
Bu iki örnek birşeyler anlatıyor olmalı.
Bunların üzerine çarşamba akşamı sahaya Kazan-Barcelona maçını yönetmek için çıkacak olan Cüneyt Çakır’ı koyun. Çakır, Oğuz Sarvan’dan 10 yıl sonra en büyük ligin bir parçası oluyor. Ahmet Çakar ve Oğuz Sarvan’dan sonra Şampiyonlar Ligi’nde düdük çalacak üçüncü Türk hakem olarak.
Çakır, 3 yılda ülkenin sıradan, hatta bu satırların yazarının ağzından çıkan kelimeyle ‘kötü’ bir hakem olmaktan nasıl Avrupa’nın seçkinleri arasına girebildi? O mu kötüydü, yoksa bizim algımız mı?
Tüm bunlar tesadüf olamaz...
Bizim genel olarak bu oyunla ve bu oyunun aktörlerini değerlendirmekle ilgili bir sorunumuz var. Bu çok açık.
Kabul edelim ki, bu topraklarda bu oyun, dünyanın geri kalanından farklı algılanıyor.
Valencia henüz 2 hafta önce bizim ligimizin en iyi 3 takımından birine deplasmanda tam 4 gol attı. Ligde 6 maçta sadece 1 gol yemiş olan Bursaspor’a.
Tam kadro değillerdi. Zaten büyük yıldızlarını sezon başında satmışlardı. Takımı 38 yaşında bir teknik direktörle yeniden kurmaya çalışıyorlardı. Sahaya Türkiye’nin sıradan olarak görülen oyuncularından biriyle çıktılar. Ve o gün Atatürk Stadı’nı dolduran hemen herkes, 5 yaşındaki çocuktan Ertuğrul Sağlam’a kadar herkes rakibin başka bir boyutta oynadığını söyledi. Bu başka boyuttaki takım transfer sezonunu 56 milyon euro kârla kapatmış, kadro boşaltmış, yeni yaptıkları stadın yarattığı ekonomik buhrandan çıkmaya çalışan bir ekipti.
Ve bu takımın başkanı son transfer sezonunda Türkiye Ligi’nin bir  numaralı alay konusu Güzia’yı maliyeti ve sakatlığı dolayısıyla almaktan ‘şimdilik’ vazgeçmişti.
Sıradan Topal ve mahsun Güzia’yı hedefe koyan bir takım nasıl olur da bizim şampiyonumuza 4 atıp, kendi liginin de zirvesine oturabiliyor? Sadece 5 hafta geçmiş olsa da misal Real’den çok daha keyifli bir takım oldukları konusunda herhalde bir şüphemiz yok.
Ve işte sıradan gördüğümüz bir “Örümcek” bu takımda oynuyor. Ve bu takımın hedefi bizim Güiza’yı almaktı.
Kötü hakemliğimizin sıradan ve kötü bir temsilcisi de Barça’nın yıldızlarını tekmelerden korumaya Tataristan’a yollanıyor. Ujfalusi’nin Goikoetxea’ya özenip Messi’nin bileğini kırmaya niyetlenmesinden ve dünyanın ayağa kalkmasından çok az sonra hem de. Messi ve Barça hassasiyetleri tavan yapmışken...
Ben UEFA hakem komitesinin başında olsam bu maça en güvendiğim hakemlerden birini yollarım. Siz?
Ve sonuçta derbilere yabancı hakem istenmesinin üzerinden henüz bir yıl geçmeden son derbiyi yöneten hakem, Kazan-Barça maçına gidiyor. Kazan’da bir Türk, Türk’ün havayollarının reklamında Barça varken...
Peki tüm bunlar nasıl oluyor? Biz neyi ıskalıyoruz?
Tüm bu anlaşılmaz ikilemler bizim kaderciliğimizin hal resmi değil mi?
Biz Tanrı’nın lütfu büyük yetenekler istiyoruz. Topallar, Tugay’lar bizi kesmiyor. La Liga tarihine adını yazdırmış Nihat’ı hiç duraksamadan protesto ediyoruz.
Biz büyük ve çok yetenekli oyunculardan müteşekkil kuşaklar istiyoruz. İstiyoruz ki analar hep Hagi doğursun...
Öte yandan büyük ve delikanlı, kodu mu oturtan otoriter hakemler peşindeyiz...
Tanrı bize bunları versin istiyoruz.
Versin ve biz onların sırtında yükselelim. Peşlerine takılalım. Biz bir şey yapmayalım. Ama analar hep doğursun.
Topal’ı onlar oynatsın...
Tugay’ı onlar ayakta alkışlasın.
Nihat’ı Avrupa’nın en iyi golcüleri arasına onlar soksun.
Bizi yabancı hakem isteyelim onlar Türk hakemine en krtitik maçı versin.
Bu işte bir yanlışlık var.
Vasatları mükemmel bir sistemin parçası yapmak emek ister. Ve biz bunu hiç sevmiyor, bunu anlamıyoruz.
Biz analar hep Hagiler doğursun istiyoruz. Biz tepe tepe kullanalım.


Mehmet Demirkol - Milliyet

Dünkü Çocuk Pedro Leon


“Pedro Leon’u Maradona ya da Zidane ile eş tutuyorlar heralde. Geçtiğimiz ay Getafe’de oynayan bir futbolcudan bahsediyoruz burada. İstediğim gibi çalışırsa, formayı giyer. Ama söylediklerimi yapmazsa takımda yer bulması çok zor.”


Jose Mourinho


Mourinho haklı.Levante maçında izlediğim Pedro Leon böyle devam ederse forma bulamaz.Bu arada Mourinho sık sık Pedro Leon hakkında sorulan sorulardan bıkar ve bunları söyledikten sonra şovunu yapar, basın toplantısını terk eder.

Shaq&Kobe Atışması


Bir zamanların muhteşem ikilisinin arası 2004 den bu yana iyi değil.Birkaç sene öncesine kadar birbirlerine sürekli laf atıyorlardı ama biraz da Kobe'nin düzgün adam olma çabasından dolayı araları biraz düzelmeye başladı.Ama Kobe yine duramamış, şampiyonluk yüzüğünü taktıktan Shaq'a laf atmıştı.Kobe "Shaq, artık senden fazla şampiyonluk yüzüğüm var." demişti.Shaq cevap olarak "Bu yorumu Tim Duncan yapsaydı belki kırılabilirdim. Çünkü benim rakibim Kobe gibi guardlar değil; Duncan.Kendisine büyük saygım var. Ancak umarım Duncan'dan önce 5. kez şampiyonluk sevinci yaşayabilirim." demiş.Kobe kendince Shaq ile atışmaya girmek istemiş ama Shaq'ın cevabı gayet güzel.Güzel olmanın yanında mantıklı.Her oyuncu kendi bölgesindeki oyuncuyla şampiyonluk yarışına girer.Normali böyledir ama burada istisnai bir durum da var.Bu iki oyuncunun geçmişini düşünürsek Kobe sen gittin ama sensiz de şampiyonluklar kazandım demeye getirmiş.Bu konuda bana göre haklı taraf yok.Her iki tarafta kendince doğruları söylemeye çalışmış.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi 2.hafta Tahminleri&A-D Grupları


A grubunda kilit maç Inter-Werder Bremen arasında oynanacak.Benitez Inter'e geldiğinden beri sürekli Jose Mourinho'nun Inter'i ile karşılaştırıldı.Benitez Jose'nin mirasında oynama yapıp kendinden birşeyler katmaya çalışırken Inter'in ortaya koyduğu futbol hiç de iç açıcı değil.A.madrid maçı ile başlayan serüvende Inter gol yollarındaki etkisizliği bir tarafa ruhsuz oynuyor gibi gözüküyor.Ya da takım Benitez'in benimsetmeye çalıştığı taktikleri hazmetmeye çalışıyor.Her ne olursa olsun eski Inter'den eser yok.Şimdilik tüm bunları bir kenara koymaları gerekiyor.Çünkü evlerinde oynayacakları W.Bremen maçında olası puan kaybında grupta beklemedikleri sürprizle karşılaşabilirler.Herhalde ilk senesinde  böyle birşey istemez.O zaman takımın şu andaki tek  formda oyuncusu olan Eto'oyu iyi hazırlaması gerekiyor.Çünkü her ne kadar Inter'in şansının olduğunu düşünsem de sonuçta bir ingiliz ekiple oynayacak.Ard arda oynanacak Tottenham maçlarında Inter 0 puanla da ayrılabilir.Bu yüzden Werder Bremen maçı çok önemli.Tüm bunları göz önüne alarak tahminim:1

Grubun diğer maçına bakarsak Tottenham evinde Twente'yi ağırlayacak.Twente bir önceki maçta evinde Inter ile berabere kalarak iyi iş yapsa da Tottenham biraz ağır kaçacaktır.Hele ki maç İngiltere ise.Twente 1 puanla dönerse o puanı öpsin başına koysun.Tahminim:1


B grubunda Schalke son derece kritik bir maça çıkıyor.Sezon başında flaş transferle imza atan Schalke bir türlü istenileni veremedi.Resmen kalıbının takımı olamadı.Ligde hafif toparlanmaya başladılar.Aslında kötü oynamıyorlar ama buldukları pozisyonları gole çevirmekte pek de başarılı değildiler.Sezon başından beri bu kadar puan kaybı Schalke için yterli diye düşünüyorum.Şampiyonlar Liginde evinde oynayacağı Benfica maçı tamamen gruptan çıkma şansını etkileyecektir.Her ne kadar Lyon da tanınmayacak halde olsa da gruptan Lyon'un 1. çıakcağını düşünürsek Schalke 2.likteki rakibiyle oynayacak.Belki de ligde kaçırdıkları bütün golleri bu maçta atacaklar.Atmaları da gerekir ayrıca.Bu yüzden tahminim:1 veya üst.

Grubun diğer maçında H.Tel Aviv formsuz Lyon'u ağırlayacak.Normal şartlarda Lyon'un kazanacağını düşünebiliriz ama Lyon o kadar formsuz ki Tel  Aviv sürpriz yapabilir.Eğer ev sahibi avantajı kullanırsa gol atmakta zorlanan Lyon'u eli boş gönderebilir.Tahminim:1 veya 0.

Gelelim Bursaspor'un grubuna.Bursaspor Valenia karşısında beklenelin altında bir oyun sergiledi.Ama en azından o yun Valencia karşısında oldu.Çünkü 3.lük için rakibi olan Rangers karşısında olsaydı Şampiyonlar Ligi daha başlamadan bitmiş olacaktı.O yüzden Bursaspor stres yapmamalı ve deplasmanda alınacak 1 puanın ne kadar önemli olduğunun farkında olarak sahaya çıkmalı ve gerekli puanı veya puanları almalıdır.Eğer yenilirse Rangers'ın sürpriz bir şekilde Manudan aldığı 1 puanla Bursa ile aradaki puan farkını 4'e çıkarır ve Bursaspor için grup bundan sonra formalite olur.O yüzden ne edip yapıp en azından 1 puanı almalı.Tahminim:0 veya 2.

Grubun diğer maçı Valencia ile Manchester United arasında oynanacak.Valencia bu sene lige ve Şampiyonlar Ligine iyi başladı.Formda oluşu Manu önünde 3 puan alma olasılığını biraz arttırıyor.Ama Sır Alex İspanya'dan 3 puanla dönmeyi başarır.Tahminim:2

D grubundaki maçlar hakkında söylenecek fazla birşey yok.Favoriler Barcelona ve Panathinaikos.Bu grupta asıl önemli olan başarılı grafik çizen Çüneyt Çakır anamızın liginden ayrılarak Şampiyonlar Liginde Rubin Kazan-Barcelona maçını yönetecek.Kendisine başarılar diliyorum.Umarım kazasız belasız bir maç yönetir.

Oynamıyorum Arkadaş

26 Eylül 2010 Pazar

Singapur GP'de Alonso Rüzgarı

Sezonun 15. yarışı olan Singapur GP Alonso'nun baştan sona lider götürmesiyle tamamlandı.Alonso Almanya'da bu yana göstermiş olduğı performansı devam ettirerek bu zaferi ile son 5 yarışta 3 birincilik ve 1 ikincilikle 93 puan alarak hiç hesaba katılmadığı şampiyonluk yarışında şansını arttırdı.Son beş yarışlık periyotta yarıştaki diğer pilotlar neler yaptı?Şampiyona lideri Webber 74 puan, Mclaren'den Hamilton 37 puan, Redbull'dan Vettel 60 puan ve son olarak Mclaren'den Button 44 puan aldı.Son beş yarışa baktığımızda en büyük darbeyi Mclaren ve Hamilton'un aldığını görebiliriz.Hamilton'un ve Button'un aldığı puanların toplamı 81, Alonso'nun tek başına aldığı puan 93.Mclaren hem pilotlar klasmanında hem de takımlar klasmanındaki aldığı büyük darbeyi telafi edebileceklerini düşünmüyorum ama motor sporlarında herşey olabilir.

Peki bundan sonra ne olabilir?Öncelikle hem pilotlar klasmanındaki hem de takımlar klasmanındaki son duruma bir bakalım.

Pilotlar Klasmanı

1. Mark Webber (Avustralya) Red Bull 202 puan
2. Fernando Alonso (İspanya) Ferrari 191
3. Lewis Hamilton (İngiltere) McLaren 182
4. Sebastian Vettel (Almanya) Red Bull 181
5. Jenson Button (İngiltere) McLaren 177
6. Felipe Massa (Brezilya) Ferrari 125
7. Nico Rosberg (Almanya) Mercedes GP 122
8. Robert Kubica (Polonya) Renault 114
9. Adrian Sutil (Almanya) Force India 49
10. Michael Schumacher (Almanya) Mercedes GP 46
11. Rubens Barrichello (Brezilya) Williams 39
12. Kamui Kobayashi (Japonya) Sauber 21
13. Vitaly Petrov (Rusya) Renault 19
14. Nico Hülkenberg (Almanya) Williams 18
15. Vitantonio Liuzzi (İtalya) Force India 13
16. Sebastien Buemi (İsviçre) Toro Rosso 7
17. Pedro de la Rosa (İspanya) Sauber 6
18. Jaime Alguersuari (İspanya) Toro Rosso 3

Takımlar Klasmanı


1. RedBull - Renault 383 puan
2. McLaren - Mercedes 359
3. Ferrari 316
4. Mercedes 168
5. Renault 133
6. Force India - Mercedes 62
7. Williams - Cosworth 57
8. BMW Sauber - Ferrari 27
9. Toro Rosso - Ferrari 10
10. Lotus - Cosworth 0
10. HRT - Cosworth 0
10. Virgin - Cosworth 0

Geriye 4 yarış kaldı.Sırasıyla Japonya, G.Kore, Brezilya ve Abu Dabi.Japonya'da Ferrari ile Redbull'un çekişeceğini düşünüyorum.Japonya daha çok Redbull'a uysa da Alonso son yarıştaki performansıyla pole pozisyonuyla birlikte yarışta ilk sırayı alabilir.G.Kore yeni bir pist olduğu için hiçbir fikrim yok.Konuşulan Redbull'un avantajlı olduğu şeklinde.Brezilya'da Ferrari Redbull'a büyük bir üstünlük sağlayacağını düşünüyorum.Her ne kadar Ferrari'de Massa daha başarılı olsa da bu sefer Alonso için ellerinden geleni yapacaklardır.Brezilya'da benim favorim tartışmasız Ferrari ve Alonso.Aynı şeyleri tekrarlamış gibi olacağım ama Abu Dabi'de de Ferrari ve Redbull kapışacaktır.Redbull geçen sene duble yapmıştı.Bu sene de buna benzer bir sonuç alacaklarını düşünüyorum.

Sonuç olarak toparlamak gerekirse Mclaren özellikle Hamilton şampiyonluk şansını kaybetti.Bundan sonra bir mucize olması gerekiyor ki imkansız.Mclaren'in saf dışı kaldığını düşünürsek Japonya ve G.Kore yarışlarından sonra Ferrari'den Alonso ya da Redbull'dan herhangi birisi son iki yarışa önde girerse o pilotun şampiyon olma olasılığı fazladır diye düşünüyorum.Çünkü son iki yarıştan birisi Ferrari'nin avantajlı olduğu Brezilya, diğeri ise Redbull'un avantajlı olduğu Abu Dabi.Bu yüzden önümüzdeki Japonya ve G.Kore yarışlarında alınacak her puan çok önemli olacaktır.Bu iki yarışı az hasarla atlatan şampiyonluk yolunda şansını arttıracaktır.Heyecanla 10 Ekimdeki Japonya GP'yi bekliyoruz. 

Singapur GP'den güzel kareler;

A.Bilbao:1 - Barcelona:3


Barcelona Messi olmadan zorlanacağı düşünülüyordu.Gerçi S.Gion maçında da zorlandılar.Yalnız A.Bilbao maçında öyle oynadılar ki Messisiz de oynayabileceklerini gösterdiler.Daha 10 dakika yeni bitmişti Barcelona'nın 2 net pozisyonu vardı.Bu iki pozisyondan sonra A.Bilbao biraz toparlandı ve topu rastgele uzaklaştırmak yerine kontrollü bir şekilde çıkmaya başladılar.Etkili hücumlar yapamasalar da atağa çıkmaya başlamamışlardı.Ta ki A.Bilbao'nun 10 kalmasına kadar.34.dakikada 10 kişi kalan Bilbao ikinci yarının hemen başında önemli bir şans buldu.Duran top sonrası oluşan karambolde topu önünde bulan San Jose topu direğe nişanlayınca pozisyonu harcadılar.Bu pozisyonun ardından Barça güzel paslaşmalar sonucunda Keita topu ağlara gönderdi ve takımını 1-0 öne geçirdi.Barça golü bulduktan sonra o kadar rahat top çevirdi ki Bilbao neredeyse hiç atak yapamadı.74 de Xavi'nin golüyle iyice rahatlayan Barça Villa'nın 87de gördüğü kırmızı karttan sonra Bilbao taraftarı takımı ateşlemeye çalıştı.O sırada golü bulan Bilbao takımı taraftarıyla birlikte Barça'nın üstüne gitmeye başladı.Yalnız tecrübeli Barçalı oyuncular kontra atakta golü bularak maçı bitirdi.

Maçı izlerken şu düşünceye kapıldım.Barça o kadar sabırla top çeviriyorlar ki eninde sonunda biliyorlar ki rakip takım bir yerde aksıyacak ve golü bulacağız.Hiçbir endişe yoktu yüzlerinde.Jose Mourinho dua etsin ki bu dönemde Barça ile karşılaşmıyorlar.Yoksa Barça formsuz Real'i rezil ederdi.

Levante:0 - Real Madrid:0



"We created a lot of chances tonight, some of them being really good, so I am obviously concerned becase we need to score. We are a solid team on defense. We have only allowed one goal in six official games; five in La Liga and one in the Champions League. Our tactics aren't the problem, but we aren't scoring. It's not because of our players because we all know just how capable they are of scoring, but we aren't right now. That is my only worry."

Jose Mourinho

Jose Mourinho anlaşılan takıma istediği taktiği benimsetmiş ki oynanan futboldan memnun.Yalnız tek birşeyden şikayet ediyor.O da takımın gol atamaması...Ligde 5 haftada 1 gol yese de attığı gol sayısı sadece 6.Bu 6 golün de 3'ü bir önceki maçta atıldı.Real ilerideki oyuncularının form tutamadığı her hafta gol yollarında sıkıntı yaşayacaktır.Ronaldo-Higuain-Benzema üçlüsü o kadar formsuz ki dünkü maçta son dakikalarda top resmen ayaklarına dolandı.Hele son dakikada Higuain'in bulduğu pozisyon formsuz olduklarının en büyük göstergesiydi.Jose Mourinho birkaç gün önce bazı takımlar Barcelona'nın işini kolaylaştırıyor, bu yüzden bizim işimiz zor demişti ama öyle görünüyor ki ligdeki pozisyonlarını kendileri zorlaştırıyor.Real her ne kadar topu 3. bölgeye götürmekte zorlanmasa da orada etkili olamıyor ve gol atamıyorlar.Jose'nin yapacağı birşey yok.Sadece Ronaldo-Higuain-Benzema üçlüsünün form tutmasını bekleyecek.

Bu arada Levante'nin kendi sahasında Real Madrid'den ilk puanını aldıktan sonra sevinmeleri görmeye değerdi.

S.Gion:0 - Valencia:2 & Mehmet Golle Tanıştı


Valencia Sporting Gion deplasmanından 2-0 ile galip gelerek zirveye yerleşti.Bu maç hakkında aslında fazla birşey söylemek olanaksız.Çünkü Valencia belki de hafta içi oynayacağı Manchester United maçını düşünerek 2-0 gibi bir skoru elde ettikten sonra bu maç bitse de gitsek havasına girdiler.Böyle düşünmelerinden dolayı maçı bölüm bölüm izledim.Bu maçta beni mutlu eden Mehmet Topal'ın performansıydı.Mehmet Valencia kariyerindeki ilk golünü yukarıdaki kafasıyla buldu.Oynadığı iyi futboldan sonra golle tanışması güzel bir ikramiye oldu.Umarım bu performansıyla hocası şans verir de Manchester karşısında izleriz.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Jose Mourinho&Pep Guardiola


''Barcelona lige sarılmış durumda ve son güne kadar da öyle olacak. Biz sadece kaç puan toplayacağımızı düşünmeliyiz. Ne kadar puan bilmiyorum ama kesinlikle çok puan gerekecek. Özellikle onlara karşı oynayan takımlar, kazanamayacaklarını düşünerek veya bilerek, yedek takımlarını sürerek maçı hediye ederlerse ve bu birçok kez olursa ligi kazanmak çok daha zorlaşacak.''

Jose Mourinho


''Tüm takımlar saygı gösterilmeyi hak ediyorlar. Mourinho'ya söyleyecek bir sözüm yok.''

Pep Guardiola

Mesut Özil&Nuri Şahin&Milli Takım Tercihi



Mesut'un Dünya Kupası'ndaki oyunundan sonra gurbetçi oyuncularımızdan Nuri Şahin'in A Milli Takımımızı tercih etmesinin doğru olup olmadığı tartışıldı.O kadar konuşuldu ki Nuri Şahin'e de sorulmuş.Cevap olarak "Elbette her futbolcu oynadığı takımda ilk 11'de oynamak ister. Ancak söz konusu milli takım olunca durum çok farklıdır. İster o formayı giyeyim, ister yedek bekleyeyim, isterse de tribünde futbolcu arkadaşlarımla izleyeyim, o bayrak altında mücadeleye çağrılmaya hazır beklemenin onuru ve mutluluğu tarif edilemez."demiş.Tabiki A Milli Takım için sırada beklemek herkesi nasip olmaz.Herkes o heyecanı soluyamaz.Ama şöyle birşey de var.Eğer Nuri Şahin Almanya Milli Takımını seçseydi şu anda Khedira'nın yerinde oynayacaktı ve Dünya Kupasında Khedira'nın gösterdiği performansı Nuri gösterecekti.En sonunda da Mesut&Nuri ikilisi Real Madrid'e gidecekti.Olabilir miydi?Tabiki olabilirdi.B.Dortmund'da harikalar yaratmasına rağmen hala A Milli Takımımızda forma giyemiyor, tercih edilmiyor.Türkiye'yi seçmesinde yardımcı olan Fatih Terim bile Nuri'yi hiç kullanmadı.Nuri açıklamasında biraz duygusal konuşmuş olabilir ama mantıken düşündüğümüzde hata yaptığını görebiliyoruz.Hele ki önünde Altıntop kardeşler gibi bir örnek dururken...İnşallah Dortmund'daki performansı devam eder de bir yerlere gelir.

Messi de İnsan!

Messi Ujfalusi'nin darbesiyle sakatlanarak takımından 2 hafta ayrı kalacak.Pozisyona bakınca ucuz kurtulduğunu da söyleyebiliriz.Messi bu durumda tedavisine devam edilip dinlenmeye çekileceğini düşünmüştür.Ama yanılmış.Arjantin 8 Ekimde Japonya ile oynayacak.Japonlar büyük sakatlıktan ucuz kurtulan Messi'nin oynamaması durumda 200bin euro eksik para vereceklerini söylemiş.El insaf diyorum.Biz şunu unutuyoruz.Messi de insan!Bunu bilerek davranırsak daha iyi olur.Messi zaten 2 hafta yok.Daha yeni yeni antremanlara katılacak.Bir ii antreman sonra milli takımda oynamasını istemek gaddarlık olur.Varsın 200bin euro vermesin.Ama Arjantin Milli Takımı daha önce de buna benzer biri durumda Messi'yi kadroya dahil etmişi.Umarım Messi'ye birşey olmaz.

Emre İstiyorsun Ama Gitme


Galatasaray Yönetimi Türk Telekom Arena'nın açılışında 2000 yılındaki başarıda katkısı olan, o takımda olan oyuncuları çağırmayı hedefliyor.2000 ruhuna sahip olanlar arasında Galatasaray'ın ezeli rakibinde oynayan Emre Belozoğlu da var.Emre şuan Fenerbahçe'de kaptanlık pozisyonunda.Galatasaray yönetimi Emre'yi çağırır mı çağırmaz mı bilemem ama Emre'nin o açılışa gitmesi doğru olmaz diyorum.Çünkü açılışta taraftarın Emre'ye karşı bir hareketleri olabilir.Bir yandan da Fenerbahçe yönetimi de ezeli rakibinin stat açılışına kaptanını yollamaz diye düşünüyorum.Zaten böyle bir durumun gerçekleştiğini duymadım.Olması da mümkün durmuyor.Emre ise gitmek istiyor gibi ya da gitmek istiyormuş gibi görünmek istiyor.Emre şöyle demiş: “Bana davet teklifi gelmedi. O dönem o başarının içinde ben de bulundum. Teklif gelirse kulübümde izin verirse tabi giderim.”Emre iyi niyetle söylemiş olabilir ama açılışa gitmesi olası taraftar tepkisiyle birlikte o güzel statın açılış törenini mahvedebilir.Gitmek istediğini söylemesi güzel ama gitmemesi herkes için daha hayırlı olur.

23 Eylül 2010 Perşembe

Hafta Sonu Futbol



24 Eylül Cuma
20.00 Bursaspor – Bucaspor (LİG TV)*
21.30 Köln – Hoffenheim (TRT 3)

25 Eylül Cumartesi
14.45 Manchester City – Chelsea (SPORMAX)*
15.00 Giresunspor – Adanaspor (TRT 1)
15.30 Gençlerbirliği – Ankaragücü (DIGI)
19.00 Arsenal – West Bromwich (SPORMAX)
19.00 Beşiktaş – Antalyaspor (LİG TV)*
19.00 Eskişehirspor – Gaziantepspor (DIGI)
19.00 Liverpool – Sunderland (SPORMAX)
19.00 Sporting Gijon – Valencia (NTVSPOR)
19.30 Werder Bremen – Hamburg (TRT 3)
20.45 PSV – Groningen (BEYAZ TV)
21.00 Levante – Real Madrid (NTVSPOR)*
22.00 Lyon – St. Etienne (KANAL A)*
23.00 Athletic Bilbao – Barcelona (NTVSPOR)*


26 Eylül Pazar
00.30 Santos – Cruzeiro (SPORMAX)
13.00 Tom – CSKA Moscow (SPORMAX)
14.00 Bolton – Manchester United (SPORMAX)
15.30 Kayserispor – Trabzonspor (LİG TV)*
15.30 Konyaspor – Kardemir Karabük (DIGI)
15.30 NEC – Feyenoord (BEYAZ TV)
16.00 Orduspor – Çaykur Riza (TRT 1)
16.05 Wolverhampton – Aston Villa (SPORMAX)
18.00 Toulouse – Lille (KANAL A)
18.10 Newcastle – Stoke City (SPORMAX)
19.00 Galatasaray – İstanbul Belediye (LİG TV)*
19.00 Manisaspor – Sivasspor (DIGI)
19.00 Diyarbakırspor – Kartalspor (TRT 6)
19.30 Denizlispor – Altay (TRT 1)
22.00 Atletico Madrid – Zaragoza (NTVSPOR)*
22.00 Internacional – Corinthians (SPORMAX)
22.00 Lens – PSG (KANAL A)

27 Eylül Pazartesi
20.00 Kasımpaşa – Fenerbahçe (LİG TV)*

Aslanlar Türk Telekom Arena'da












Christoph Daum&Aykut Kocaman&Aziz Yıldırım


"Fenerbahçe Daum ve bize gereken zamanı vermeliydi. Sadece şunu söyleyeyim, eğer devam etseydik Şampiyonlar Ligi'nde olurduk.Türkiye'de bir model denendi. Bu konuda yorum yapmam. Eğer bu sistem devam etseydi çok başarılı olacaktık ki geçen sezon başarılı olduk ve son maçta şampiyonluğu kaybettik. Ama büyük hedeflerle yola çıktık. Biz bu sistemi yerleştireceğiz' diyenlerin bir sezon sonra tüm yükü bir kişiye vermek büyük hata." 

Ayhan Tumani

Christoph  Daum ile yakın dost olan ve Daum'um 2. döneminde yardımcılığını yapan Ayhan Tumani Fenerbahçe hakkında yukarıdaki açıklamayı yapmış.Açıklamayı okuduktan sonra aklıma şu soru geldi:Geçen seneki teknik ekip başarılı mıydı?Ya da şöyle sorayım Fenerbahçeli taraftarlar oynanan oyundan memnun muydu?Bu iki sorunun cevabı da hayır.Fenerbahçeli arkadaşlarımla konuştuğumda daha en başta Daum'un getirilmesinin yanlış olduğunu söylüyorlardı.Taraftarlar biliyor ki Daum sadece ligi düşünen, sonuç almak isteyen ve Avrupa'yı neredeyse hiç düşünmeyen bir teknik adamdı.Bu yüzden taraftarlar arasında Daum'a güven ya da destek fazla değildi.Diğer yandan yönetim tarafından düşünürsek Aziz Yıldırım gereksiz bir laf ederek meşhur 3 sene üst üste şampiyonluk sözü verdi.Neden gereksiz diyorum?Çünkü zaten Fenerbahçe var olduğu sürece şampiyonluğa oynayan bir takım.Yine de Aziz Yıldırım belki de seçimi kazanmak adına böyle söz verdi.Bu sözü verdikten sonra bunu gerçekleştirebilecek hoca sayısı azdı.Getirebileceklerin arasında Daum ve Lucescu vardı.Yönetim daha önce de Fenerbahçe'de çalışmış ve son haftada kaçan şampiyonluk maçından sonra gönderilen Daum'u getirmiş.Yönetim bununla da kalmamış ve Aykut Kocaman'ı da sportif direktör olarak getirmiş.Yönetim yeni bir sistem getirmeye çalıştı ama öyle iki adamı yan yana oturttu ki ikisi de birbirinden disiplinli.İkisi de diğerini kendi işine karışmasına izin vermez.Bu çekişme ilk sekiz hafta boyunca unutuldu ama daha sonraki haftalarda takımdaki disiplinsizlikler arttıkça Aykut Kocaman sportif direktör olarak duruma el koymak istedi.Bazı oyuncular Aykut Kocaman'ın raporuyla kadro dışı bırakıldı.Bu oyuncular Daum'un kadroda görmek istediği ve kadro dışı kalmalarına itirz ettiği Kazım Kazım ve Önder Turacı.Bu olaylardan sonra iyice alevlenen çekişme son haftaki kayıptan sonra iyice ayyuka çıktı ve Daum görevden ayrılmak zorunda kaldı.Biraz da tazminat alarak tabi.Şİmdi düşünüyorum eğer bütün bu olaylardan sonra son hakfta oynanan Trabzonspor maçından sonra yapılan açıklamalar neticesinde Daum ile yola devam edilseydi başarılı olunur muydu?Büyük ihtimalle yine Aykut Kocaman sportif direktör olarak kalacaktı.E o zaman biz şampiyonlar liginde olurduk gibi laflar etmek herhalde saçma olur.Bu noktada şu soruyu da sorabilirsiniz?Peki Aykut Kocaman geldi de başarılı mı oldu?tabiki Aykut Kocaman takımının daha eylül ayında Avrupadan elenmesine engel olamadı ama burada başka bir durum var.Geçen seneye geri dönersek her bireyin farklı görevi vardı.Yani görev paylaşımı yapılmıştı.Bu seneye baktığımızda ise bütün görevler Aykut Kocaman'ın sırtına yük olarak binmiş ve tek başına bunları sırtlamaya çalışıyor.Bir yandan da "devrim" yapmaya çalışıyor.Bu zor bir durumdur.Bu şartlar altında yeni bir teknik adamın başarılı olmasını beklemek acımasızlık olur.Burada illa şuçlu aranacaksa o da her söylentinin ardından teknik adamımızın arkasındayız diyerek teknik adamın yolunun kısaldığının habercisi olan suçludur.Yani yönetimdedir.Fenerbahçe'nin durumunu ileriki günlerde daha ayrıntılı şekilde konuşuruz ama şu kadarını söyleyeyim.En azından geçen seneki görev paylaşımlı sistemde ısrar edilseydi yani madem Aykut Kocaman teknik adam olacaktı o zaman sportif direktörlüğe birini atayarak hedeflediğiniz, arzuladığınız sistemin devamlılığını sağlayabilirdiniz.Ancak yönetim bundan vazgeçince sıkıntılar da baş göstermeye başladı.

Semih Erden&Ömer Aşık

The United States came home from the 2010 FIBA World Championship with its first Worlds gold medal since 1994. But the biggest story out of Istanbul was arguably the play of the Turkish National Team.In reaching the gold medal game, the Turkish team had their best-ever showing in international competition, capturing the hearts of their countrymen along the way. The home crowd in both Ankara and Istanbul, singing or whistling on every possession, helped the Turks achieve a level of play that few thought they could       reach before the tournament began.
In addition to providing an incredible environment for the final rounds of the World Championship, Turkey's run also offered us an extended look at two of the NBA's most under-the-radar incoming rookies, a pair of centers that will join Eastern Conference contenders when their team's camps open next Monday.
If you just watched the gold medal game, you may not have noticed either Omer Asik or Semih Erden. With the United States' pressure defense keeping Turkey from getting the ball into its big men, they combined for just 14 points and six rebounds in 38 minutes. But both were key factors for Turkey in its eight victories prior to the final.
If you're neither a fan of the Chicago Bulls or Boston Celtics, it might take a while before you can distinguish Asik from Erden, because there are so many similarities between the two. Both were selected in the second round of the 2008 Draft, both were born in July of 1986 and both have spent the last three seasons with Fenerbahce Ulker in the Turkish league. They even have very similar skill sets.
Neither has a strong back-to-the-basket game or a reliable jumper. But both move well and can catch and finish at the rim, making pick-and-roll basketball where they're most comfortable. Neither is afraid of contact, but they will each need to add muscle to their frames.
Asik, originally selected with the 36th pick in '08 (and acquired in a Draft-day deal), will be a part of the Bulls' new look this season. He started at center for Turkey at the World Championship, averaging 8.9 points and 6.9 rebounds in 19.0 minutes.
Listed at 7-foot and 255 pounds, Asik is the bigger of the two. He took up a lot of space in the middle of Turkey's zone, which allowed the guards to extend out and put pressure on the perimeter.
The Bulls know that it might take a while for Asik to adjust to the speed of the NBA. With Kurt Thomas in place as Joakim Noah's backup at center, Asik will be allowed to come along slowly. Bulls officials think Asik could work his way into coach Tom Thibodeau's rotation by season's end, and they have high hopes for the 24-year-old -- who was signed to a two-year contract -- down the line.
"The biggest reason that we think he's got a bright future is really just his makeup and his character," Bulls general manager Gar Forman told NBA.com. "He's a terrific kid that's a real worker. He's a bright kid who wants to learn. So I think there's a lot of potential there."
Erden, who was selected by the Celtics with the 60th (and final) pick in '08, is listed at 6-foot-11 and 240 pounds. He came off the bench for Turkey and averaged 9.1 points and 4.6 rebounds in 19.8 minutes at the World Championship. He often finished games and had a couple of huge plays -- an alley-oop dunk to put Turkey up one with 16 seconds left and a block at the buzzer to seal the win -- at the end of the thrilling semifinal victory over Serbia.
Erden is a little more athletic than Asik and could possibly play power forward in the NBA if he can develop a mid-range jumper. He is also signed to a two-year deal, but will have less of an opportunity than Asik to get consistent playing time before his contract is up. Erden was one of three centers the Celtics added this summer, and the other two, Jermaine and Shaquille O'Neal, have more than 2,000 games of NBA experience between them.
But Kendrick Perkins is out until at least February and it's highly doubtful that either O'Neal will play close to 82 games. So Erden will probably be called upon to contribute at some point this season. If he adjusts well to the NBA, he could be in the picture when the Celtics eventually rebuild.
Asik and Erden will take the number of Turkish players in the league from three (Milwaukee's Ersan Ilyasova, Utah's Mehmet Okur and Phoenix's Hedo Turkoglu) to five.
Both have the potential to be solid role players. And the adjustment from the international game to the NBA is a little easier for big men than it is for guards and small forwards. But a lot will depend on Asik's and Erden's ability to adjust to living in a new country and their willingness to deal with early setbacks.
If either can make an impact in the league, it will be another step forward for Turkish basketball.



John Schuhmann

Aziz Yıldırım&Ali Şen Çekişmesi

Milli kalecimiz Sayın Volkan Demirel’in dün akşam gerçekleştirilen düğün törenine, Fenerbahçe Spor Kulübü eski Başkanı Sayın Ali Şen’in katılmaması ile ilgili basında bazı haberler yer almaktadır. Öncelikle şunun net olarak bilinmesini isterim ki; "Düğüne Sayın Ali Şen gelmesin "  gibi bir isteğim kesinlikle olmadı.

Sayın Şen’in de düğüne katılacağını ve aynı masada oturacağımı duyduğumda, bunu Sayın Volkan Demirel’e sordum, o da doğrulayarak kendisinin de düğüne davetli olduğunu söyledi.  Ben de bunun üzerine; Sayın Şen davetli ise düğüne katılmayacağımı belirttim. Daha sonra Sayın Volkan Demirel beni aradı; Sayın Ali Şen’in düğüne gelmeyeceğini belirtip benden mutlaka katılmamı rica etti. Ben de bunun üzerine düğün törenine iştirak ettim.

Sayın Ali Şen, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski başkanlarındandır. 2007 yılında yaptığı bir açıklamada kendi deyimiyle benim kendisinden de büyük Başkan olduğumu ilan etmiştir.  Ancak o tarihten sonra her fırsatta açık açık beni sevmediğini dile getirmiş ve bunun da ötesinde Profesyonel Futbol Takımımızın aldığı her kötü sonucun ardından basın karşısına geçen Sayın Şen, gerek şahsıma gerekse kulübümüze karşı zarar verir nitelikte,  saygısız açıklamalarda bulunmuştur.  Son olarak, camiamızın önemli bir değeri olan Sayın Aykut Kocaman’ı göreve getirme kararımızın ardından yaptığı açıklamalar, düğün günü de Sayın Kocaman ile ilgili sarf ettiği yakışıksız sözler ve yorumlar, hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır.

Kulübümüze zarar verecek nitelikte davranış sergileyen kişi her kim olursa olsun ben her zaman karşısındayım. Sayın Ali Şen’in, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski bir başkanı olarak belirli noktalarda her Fenerbahçeli gibi elbette ki eleştiri hakkı vardır. Bugün sadece Sayın Ali Şen değil diğer eski başkanlarımız da bazı noktalarda bizleri eleştirmektedirler. Ancak hiçbirisi Sayın Şen gibi bunu kulübe zarar verir nitelikte yapmamakta ve eleştirilerini basın karşısında bir şova dönüştürmemektedirler.

Eski bir yöneticimizin düğünü de dâhil olmak üzere bir takım davetlere Sayın Şen’in iştirak edecek olmasından dolayı katılmadım.  Ama bunların hiçbirinde bu durumu basına haber verip malzeme yapmadım. 

Fenerbahçe Spor Kulübü’ne zarar verdiğini düşündüğüm insanlarla aynı ortamda olmak istememem benim en doğal hakkımdır. Bu olayı bunun dışında yorumlamak oldukça da yanlış ve saygısızlıktır. 

Saygılarımla,

AZİZ YILDIRIM
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ BAŞKANI

Sabah Spor Servisi'ni izlerken Fenerbahçeli Volkan Demirel'in düğününde yaşanan bir krizi öğrenmiş oldum ve açıkcası çok şaşırdım.Birisi Fenerbahçe'nin eski başkanı diğeri ise mevcut başkan.Aralarında her ne olursa olsun en azından Volkan'ın mutlu gününde bir araya gelmeliydiler.Aziz Yıldırım'ın haklı sebepleri olabilir ya da olmayabilir.Orasını bilemeyiz ama ortalıkta hiçbirşey yokken sırf  kendisine mualif diye Ali Şen'i düğünde istememesi ve restleşerek o gelirse ben gelmem gibi ifadeler kullanması Fenerbahçe Başkanına yakışmamıştır.Burada olan Volkan Demirel'e oldu gibi.

Jarno Trulli İle Hayata Dair



Soru:B Planı olan tiplerden misin?
JT:Hayır.Kesinlikle A Plancıyım.

Soru:Perşembe günleri padoka geldiğinde gözün ilk neyi arar?
JT:Bisikletimi.

Soru:Hayatının aşkı kim?
JT:Elbette karım.

Soru:Film izlerken en son ne zaman ağladın?
JT:Çok oldu.Aslında ben romantik filmeleri izlemeyi sevmiyorum.Daha çok action filmleri izlemeyi tercih ediyorum.Mesela CSI...

Soru:Neden korkarsın?
JT:Uçuşlardan biraz korkarım.Kapılar kapandığında kendimi ölü gibi hissediyorum.Kapılar açıldığında ise hayattayım gibi hissediyorum.

Soru:Rahatlamak için neler yaparsın?
JT:Spor yaparım.Ailemle vakit geçiririm.Özellikle Avrupa'dan uzak olmaya çalışırım.Çünkü Avrupa herkes beni tanıyor.O yüzden mesela Miami'de olmayı tercih ediyorum.

Soru:Saçını hiç boyadın mı ya da hiç boyamayı düşündün mü?
JT:Hayır, kesinlike düşünmedim.

Soru:Nefret ettiğin beş şey nedir?
JT:Yılanlar, geç kalmak, haksızlık, bağırmak ve biber.

Soru:Dövmen ya da piercing var mı?
JT:Hayır yok.

Soru:Çocukluk kahramanın kimdi?
JT:Nick Lauda

Soru:Evden uzaklaştığında aileni özlüyor musun?
JT:Hayır özlemiyorum.Biliyorum ki geri döneceğim.

Soru:Aldığın en kötü şey nedir?
JT:Birçok insan Hummer'ı alma kararımı kötü buluyor ama ben seviyorum.

Soru:Kahve içer misin?
JT:Hayır kahve sevmem.

Soru:Yarışın olmadığı pazar sabahları neler yaparsın?
JT:Erken kalkarım.Dışarı çıkar biraz antreman yaparım.Daha sonra eve gelir ve spor kanallarını izlerim.

Soru:İlk aracın neydi?
JT:Go-kart

Soru:Yaptığın şeylerden duyduğun en  büyük pişmanlık?
JT:Aslında yaptığım şeylerden doalyı pişmanlık duymam.

Soru:Yapabildiğin en iyi yemek?
JT:Balık

Soru:En son ne zaman sinirlendin?
JT:Spa'da.(çünkü Trulli Spa'daki yarışda sıralama turlarında engellendiğini düşünmüş)

Ibrahimovic&Irkçılık?






Bu iki videoya baktığımızda Ibrahimovic hakkındaki düşüncelerimizi gözden geçirmemiz gerekebilir.Ben bu hareketleri kasıtlı olarak yaptığını söylemek istemiyorum ama görüntüler maalesef böyle söylemiyor.Özellikle her iki videoda da takım arkadaşlarının yüzlerine bakarsanız "siyah" arkadaşları bir anlam veremiyor.Bu durum hiç istemesek de Ibrahimovic'in ırkçı hareketlerde bulunduğu anlamını çıkarabiliriz.Umarım benim gibi düşünenler yanılıyordur.Zaten yeteri kadar düşmanı var.Bir de bu olaydan sonra listede isimler artmasın.

Phil Jackson'dan Uyarı


NBA'de geri sayım devam ediyor.Merakla Lebron-Wade-Bosh üçlüsünün neler yapacağı bekleniyor.Bu konuda NBA tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan Phil Jackson kendinden beklenen bir açıklamada bulunmuş.

"Kadrolarına çok yetenekli oyuncular eklediler. Sahip oldukları yeteneklerden hiç şüphe yok. Fakat, yetenek her zaman kazandırmaz. En iyi takım oyununu sahaya yansıtan şampiyonluğa ulaşacak. Biz iyi bir takım olduğumuzu düşünüyoruz. Ancak Miami çabuk bir şekilde takım olmayı başarabilirse şampiyon olabilirler.NBA’in en iyi 3 skoreri Wilt Chamberlain, Elgin Baylor ve Jerry West, 4 sezon aynı takımda oynadı ve hiç şampiyonluk kazanamadı. Şampiyonluk için sadece skorer oyuncular ya da yetenek yeterli değil. Mutlu sona ulaştıran esas nokta takım oyunu.”

Ben de Phil Jackson gibi düşünüyorum.Çünkü günümüzde takımların başarılı olabilmesi için takımda yıldızların olmasına gerek yok.Yeterli derecede takım oyununu sergileyen takımlar başarılı olabilir ancak.Bu iyi bilen Phil Jackson da bu uyarıyı yapmış.Miami'de beklenen sorun topun paylaşımı.Kritik anlarda top kimin elinde olacak.Biliyoruz ki bu üç yıldız da topun kendilerinde olmasını istiyorlar ve top paylaşma istekleri yok gibi.O yüzden Miami hakkında birşeyler söyleyebilmek için biraz zaman gerekecek gibi.

Marsel'den Sonra Tenise Bakış


Marsel İlhan bizi gururlandırmaya devam ediyor.Bosna Hersek'de katıldığı ATP Challenger Turu'nda seri başı olan seribaşı olan İspanyol Pere Riba'yı oynanan 2 sette de üstünlük sağlayarak şampiyon oldu.Ülkemizde tenisseverlerin sayısını düşündükçe umarım Marsel'İn bu mücadelesi gençlerimiz, tenis sporuyla ilgilenmek isteyenler üzerinde olumlu etkisi olur.Marsel sıralamada 102.liğe kadar çıkma başarısını gösterdi.Umarım daha yüksek seviyelere gelir.

Gelecekten Beklentiler


"Hem organizasyon olarak hem de milli takımımızın aldığı netice olarak çok başarılı bir şekilde tamamlandı. Bu bütün ülkemizi mutlu etti, bütünleştirdi. Görevini layıkıyla yapmış insanların huzuruyla doluyuz. Gerçekten dünya basketbol tarihindeki en başarılı organizasyon oldu. Milli takım açısında da finalle neticelenen bir organizasyondu. Bütün bunlar hafızalardan silinmeyecek ve Türk sporunun yeni bir yürüyüşü, ilerleyişi söz konusu olacak."

Turgay Demirel

Basketbol federasyonu Başkanımız Turgay Demirel hem sportif açıdan hem de organizasyon açısından başarılı sınavlar verdiğimiz 2010 FIBA Dünya Şampiyonası sonrası Türk basketbolunun geleceği ile ilgili bu başarının neler getirebileceği konusunda açıklama yapmış.Şu anki pozisyonumuzda Turgay Demirel'e katılıyorum yalnız bu başarı sadece madalyalarla değil geleceğe yatırımla tescillenmelidir.Hem ligimizdeki görsellik arttırılmalı hem de alt yapı çalışmalarında katkısı olabilecek kurumlara veya kişilere yardım edilmelidir.İşte o zaman basketbolumuz bir yerlere gelecektir.